24 Mayıs 2012 Perşembe
dım dım dım dam dım dım dım - a song to say goodbye
why is that song, in essence, so simple yet so touching? it's been that way for the last 6 years or so, and probably continue to be that way. and i'm pretty sure it's not about the video. i've first listened to that sans the video, and it really touched me. however, the video did nothing but amplify that effect - possibly thousandfold.
note to self and stuff
90% of the time when i can say "i'm not ok", i'm drunk. and if it's the 10% that is, i'm really not ok. seriously, in that case, i can totally advise myself to go get as drunk as posslble and text pin about (hypothetical, virtual, call whatever you want) "suicide". i uttered those words tonight, but thankfully it's that 90% of time. i know that.
ha bi de, beşiktaş sahildeki kırık iskele babası (a.k.a iskender baba) seviyoruz seni. <3. küçüktürüç. ♥
13 Ocak 2012 Cuma
umursa(n)mak
twitter'ın sevdiğim yanı şu ki; insanlar umursamak istediğinde umursuyor sadece. facebook dahilinde sadece umursamak isteyen insanlara ulaşsın istediğim şeyler diğerlerinin de gözüne gözüne sokuluveriyor, aptalca diyaloglar geçiyor. sanırım blogger da anti-facebook. umursanmasını istesem de umursanmıyor yazdıklarım, adeta private diary'ye dönüşüyor. hatta şu an şu saçmalığı neden yazdığımı dahi bilmiyorum, sağ bileğim ağrıyor.
12 Ekim 2011 Çarşamba
Nostalgia
Durumum şudur ki; durup dururken uu bu blogu hatırlatıverdi, bişeyler yazasım geldi; ki halihazırda nostalgia modundaydım. Gece gece sıkıldım; etilere yürüdüm, starbucksta oturup mocha mı içtim, o yürümekten kaybettiğim kalorileri fazlasıyla geri almış oldum. Dönerken etiler tarafının haftaiçi gece - epey boş - hali; soğuk hava, nonexistant boğaz manzarası ve arkada çalan Vega-Ankara ile birleşince aklıma Ankara'da beşevler-bahçeli arasındaki Bahriye Üçok bulvarına paralel giden, onun bir arkasındaki cadde geldi (üzerinde starbucks var işte), kendimi orada yürüyormuş gibi hissettim. Sonra biraz aşağı inince bebek taraflarındaki boğaz manzarasını gördüm, şarkı bitti ve soğuk baki olsa da illüzyon yok oldu.
Ha bi de geçen gün durup dururken Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini izleyiverdim; alakadar olarak nostaljinin, yaşanmamış döneme olan nostaljik his de olsa, anlamsızlığı ve arbitraryliğini konu ediniyodu; bizim yaşamadığımız özlem duyduğumuz dönemlerde (filmin protagonisti için 1920'ler, benim için sanırım 60lar-70ler falan) de insanlar geçmişe, daha geriye özlem duyuyolardı. Neyse netîcede bu nereye bağlanır; Gogol Bordello - Ultimate'a bağlanır diyelim bu saçmalamayı uzatmadan bitirelim.
Ha bi de geçen gün durup dururken Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini izleyiverdim; alakadar olarak nostaljinin, yaşanmamış döneme olan nostaljik his de olsa, anlamsızlığı ve arbitraryliğini konu ediniyodu; bizim yaşamadığımız özlem duyduğumuz dönemlerde (filmin protagonisti için 1920'ler, benim için sanırım 60lar-70ler falan) de insanlar geçmişe, daha geriye özlem duyuyolardı. Neyse netîcede bu nereye bağlanır; Gogol Bordello - Ultimate'a bağlanır diyelim bu saçmalamayı uzatmadan bitirelim.
5 Haziran 2010 Cumartesi
Sansür Olayları
24 saat kadar önce öğrendim(k?) ki, bol miktarda google servisine(pages,translate,code,groups aklımda kalanlar) erişim, youtube ip'lerini engellerken "yanlışlıkla" engellendi. Ardından bikaç yerde haber oldu ve sonuçta iletişim daire başkanlığı kendi sıçışını google'ın üzerine attı. Muhtemelen olacak olan; birkaç gün lafı edilecek, sonra bu siteler engellendikleriyle kalacaklar.
Fakat burada esas sorun, bu olayın, internet kullanıcılarının önemli bir kısmının zerre sikinde olmaması. Tavada yavaş yavaş ısıtılan kurbağa gibiler şu anda. Aslında çok büyük ve etkileyici olması gereken bu olay dahi bu kadar sayıda aptalı, malı(sizin orada öküze mal deniyor olabilir, eğer öyleyse ve üzerinize alınıyorsanız şikayet etmeyin, öküzsünüz de aynı zamanda), 21.yüzyıl "staylası"(bir kısmı apaçilerle dalga geçe dursunlar, çok da farkları yok onlardan) lümpeni uyandıramadığına göre, geriye yapılacak olan, yapılması gereken tek adım kalıyor.
Bu gereksiz insanları can evinden vurmak, uykudan uyandıracak şekilde kafa atmak. Kısacası Facebook'u engelletmek. İletişim daire başkanlığı'nın şimdiye kadarki hareketlerini göz önüne alırsak, çok da zor olmaması gerekir. Tek gereken, fake bir hesapla Atatürk'e hakaret eden bir facebook sayfası açıp bunu ihbarweb.org.tr'ye yollamak. Tek bir tane olursa gözden kaçabilir, umursamayabilirler fakat facebook hakkındaki ihbar sayısı ne kadar artarsa bir şekilde Facebook'un da engellenme olasılığı artar. Facebook'larından da olan bu aptallar yeterince güçlü bir kitle oluşturabilir.
Aklıma gelen daha az olası ama daha az riskli(nebileyim üsttekini uygularsak yine siktir et diyebilir insanlar, facebook'u engellettiğimizle de kalabiliriz) bir seçenek daha var; Bu "şikayeti" doğrudan google'a bildirmek. Ne yapabilirler, Türkiye'ye özel siyah bantlı bir google doodle'ı yeter, ki google her fırsatta "Don't be evil" diyen google, iyice abarıp çığırından çıkmış sansür meseleleri nedeniyle ofisini, pılısını pırtısını toplayıp komple çin'den çekilmiş google. Neden logosuna siyah bant çekmesin ki? Sonuçta bu engellenme işinden şu anda en çok zarar gören 2 şey var; 1. zavallı türk internet kullanıcısı, 2. google. Bunun olması durumunda da sansür birçok insanın kafasına "dank" edebilir.
Yazıyı yazmaya çabalarken kafamda sürekli Bandista-Özgürlüğe Manuş dönmekteydi
"Özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük
Özgürlük sen ordaysan orada"
Fakat burada esas sorun, bu olayın, internet kullanıcılarının önemli bir kısmının zerre sikinde olmaması. Tavada yavaş yavaş ısıtılan kurbağa gibiler şu anda. Aslında çok büyük ve etkileyici olması gereken bu olay dahi bu kadar sayıda aptalı, malı(sizin orada öküze mal deniyor olabilir, eğer öyleyse ve üzerinize alınıyorsanız şikayet etmeyin, öküzsünüz de aynı zamanda), 21.yüzyıl "staylası"(bir kısmı apaçilerle dalga geçe dursunlar, çok da farkları yok onlardan) lümpeni uyandıramadığına göre, geriye yapılacak olan, yapılması gereken tek adım kalıyor.
Bu gereksiz insanları can evinden vurmak, uykudan uyandıracak şekilde kafa atmak. Kısacası Facebook'u engelletmek. İletişim daire başkanlığı'nın şimdiye kadarki hareketlerini göz önüne alırsak, çok da zor olmaması gerekir. Tek gereken, fake bir hesapla Atatürk'e hakaret eden bir facebook sayfası açıp bunu ihbarweb.org.tr'ye yollamak. Tek bir tane olursa gözden kaçabilir, umursamayabilirler fakat facebook hakkındaki ihbar sayısı ne kadar artarsa bir şekilde Facebook'un da engellenme olasılığı artar. Facebook'larından da olan bu aptallar yeterince güçlü bir kitle oluşturabilir.
Aklıma gelen daha az olası ama daha az riskli(nebileyim üsttekini uygularsak yine siktir et diyebilir insanlar, facebook'u engellettiğimizle de kalabiliriz) bir seçenek daha var; Bu "şikayeti" doğrudan google'a bildirmek. Ne yapabilirler, Türkiye'ye özel siyah bantlı bir google doodle'ı yeter, ki google her fırsatta "Don't be evil" diyen google, iyice abarıp çığırından çıkmış sansür meseleleri nedeniyle ofisini, pılısını pırtısını toplayıp komple çin'den çekilmiş google. Neden logosuna siyah bant çekmesin ki? Sonuçta bu engellenme işinden şu anda en çok zarar gören 2 şey var; 1. zavallı türk internet kullanıcısı, 2. google. Bunun olması durumunda da sansür birçok insanın kafasına "dank" edebilir.
Yazıyı yazmaya çabalarken kafamda sürekli Bandista-Özgürlüğe Manuş dönmekteydi
"Özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük
Özgürlük sen ordaysan orada"
4 Mart 2010 Perşembe
Update meseleleri
Bu blog postu, bütün olarak esasen bir facebook status update'i idi ancak ilk halini post etmeye kalktığımda 777 karakterdi(vi-vi-vi*7/6, bir işaret olabilir) fakat bu update'i yollamaya çalışmamla birlikte öğrendim ki facebook'un izin verdiği status update'lerin karakter limiti 420 imiş(neden 420 olduğundan emin değilim, 140*3'ten 1 facebook status update'i 3 twitter tweet'ine eşittir diyen bir developer'ın marifeti, 42*10'dan otostopçunun galaksi rehberi fanı bir developer'ın marifeti veya komple alakasız bir nedenden dolayı olabilir), ki bu da bu saçmalamayı bir facebook update'i olmaktan çıkartıp blog postu olmaya zorladı ve belirgin bir şekilde uzun olan bir aradan sonra tekrardan bir blogcan postu yazmamı sağladı. Neyse sadede gelmek lazım, laf salatası her ne kadar tadı fena olmayan bir salata türü olsa da(içinde her türlü tavuk mamülü bulunduran salatadan belirgin bir şekilde iyidir derim ben) içerdiği yoğun miktarda mayoneze eşdeğer ve boş laf formatında olan malzemeler nedeniyle bayması çok uzun sürmüyor.Evet geldik mi? Geldik.
İndirmem gereken software update'lerinin boyutu 122mb'ı bulmuş, peki boyutları arttıkça indirme olasılığım azaldığını varsayarsak(gayet destekli bir varsayımdır, elimde her ne kadar henüz kesin ve düzgün olarak ifade edilmiş olmasalar da gözlemsel veriler bulunmaktadır), zaman içindeindirilecek update'lerin boyutu sonsuza gitmez mi? Ve bu durum da merkezi yarı-otomatik update'lerin(indirilmesi gereken update'leri toplu olarak gösterip indireyim mi diye kullanıcıya soran update yöntemi) konsept olarak hatalı olduğunu göstermez mi?
Tabi bu demek değildir ki merkezi yarı-otomatik update sistemi kullanılmaması gereken bir sistemdir, elimizdeki viable seçenekler arasında artı/eksi oranı en yüksek olan sistem olduğu yönündeki fikrim bu belirgin hataya rağmen an itibariyle sabittir.
Diğer update sistemlerinin dezavantajlarına gelirsek; mesela sistemin kimseye sormadan otomatik olarak update etmesi hem kullanıcıyı kıllandırır; hem de update etmek istemediğimiz, eski versiyonundan memnun olduğumuz yazılımlar olabilir, bunları update etmememizi engeller.
Bunun dışında windose/mac usulü komple manuel update ise elimizdeki yazılımları update etmemizi başlı başına ayrı ve bant genişliği dışında belirgin bir şekilde kullanıcıdan zaman isteyen bir işlem olduğundan merkezi yarı-otomatik update'le sadece aynı temel hatayı paylaşmakla kalmaz, bu hatayı daha da belirginleştirip bu update sistemine maruz kalan neredeyse bütün kullanıcıların eskimiş yazılım kullanmasına neden olur.
Merkezi olmayan update sistemleri ise merkezi update sistemleri gibi ya tam otomatik ya da yarı-otomatiktir ve genel olarak kendi alttürlerindeki merkezi update sistemlerinin temel sorunlarını paylaşırlar ve bunun dışında büyük ihtimalle arkaplanda merkezi update sisteminden daha fazla sistem kaynağı tüketirler(Merkezi olmayan update notifier'ların her biri üç aşağı beş yukarı bir merkezi update sistemiyle aynı özelliklere ve sistem kaynağı tüketme yetisine sahiptir, bunlardan n tanesinin aynı anda çalıştığını varsayarsak merkezi bir update sistemininin tükettiği kaynağın n katını tüketmeleri işten bile değildir).
Sonuçta, lan sonuç bulamadım, düzgün sonuç bulmaya çalışırsak;
1. Laf salatasını fazla abartmamak lazım
2. Her ne kadar gayet süper olsalar da, merkezi yarı-otomatik software update'lerinin hataları olduğunu kabullenmek lazım.
3. Her ne kadar hataları olsa da, merkezi yarı-otomatik software update'lerinin gayet süper olduklarını kabullenmek lazım.
4. Her ne kadar kimsenin okumayacağını bilsek de, saçmasapan blog postları yazmaktan kaçınmamak lazım, belki bi gün bir işe yararlar. (Aslında blog postlarının yazılmaya değer olmaları işe yarama olasılıkları ve harcanan zamana bağlı bir fonksiyon olarak ifade edilebilir, hatta işe yarama olasılıkları ve üzerlerinde harcanan zaman birbirine bağlıysa ideal derecede yazılmaya değer blog postları oluşturulabilir [Bu arada, blog postunu yazmadan onun işe yarama olasılığı ve üzerinde harcanan zaman tespit edilebilir mi ki?])
İndirmem gereken software update'lerinin boyutu 122mb'ı bulmuş, peki boyutları arttıkça indirme olasılığım azaldığını varsayarsak(gayet destekli bir varsayımdır, elimde her ne kadar henüz kesin ve düzgün olarak ifade edilmiş olmasalar da gözlemsel veriler bulunmaktadır), zaman içindeindirilecek update'lerin boyutu sonsuza gitmez mi? Ve bu durum da merkezi yarı-otomatik update'lerin(indirilmesi gereken update'leri toplu olarak gösterip indireyim mi diye kullanıcıya soran update yöntemi) konsept olarak hatalı olduğunu göstermez mi?
Tabi bu demek değildir ki merkezi yarı-otomatik update sistemi kullanılmaması gereken bir sistemdir, elimizdeki viable seçenekler arasında artı/eksi oranı en yüksek olan sistem olduğu yönündeki fikrim bu belirgin hataya rağmen an itibariyle sabittir.
Diğer update sistemlerinin dezavantajlarına gelirsek; mesela sistemin kimseye sormadan otomatik olarak update etmesi hem kullanıcıyı kıllandırır; hem de update etmek istemediğimiz, eski versiyonundan memnun olduğumuz yazılımlar olabilir, bunları update etmememizi engeller.
Bunun dışında windose/mac usulü komple manuel update ise elimizdeki yazılımları update etmemizi başlı başına ayrı ve bant genişliği dışında belirgin bir şekilde kullanıcıdan zaman isteyen bir işlem olduğundan merkezi yarı-otomatik update'le sadece aynı temel hatayı paylaşmakla kalmaz, bu hatayı daha da belirginleştirip bu update sistemine maruz kalan neredeyse bütün kullanıcıların eskimiş yazılım kullanmasına neden olur.
Merkezi olmayan update sistemleri ise merkezi update sistemleri gibi ya tam otomatik ya da yarı-otomatiktir ve genel olarak kendi alttürlerindeki merkezi update sistemlerinin temel sorunlarını paylaşırlar ve bunun dışında büyük ihtimalle arkaplanda merkezi update sisteminden daha fazla sistem kaynağı tüketirler(Merkezi olmayan update notifier'ların her biri üç aşağı beş yukarı bir merkezi update sistemiyle aynı özelliklere ve sistem kaynağı tüketme yetisine sahiptir, bunlardan n tanesinin aynı anda çalıştığını varsayarsak merkezi bir update sistemininin tükettiği kaynağın n katını tüketmeleri işten bile değildir).
Sonuçta, lan sonuç bulamadım, düzgün sonuç bulmaya çalışırsak;
1. Laf salatasını fazla abartmamak lazım
2. Her ne kadar gayet süper olsalar da, merkezi yarı-otomatik software update'lerinin hataları olduğunu kabullenmek lazım.
3. Her ne kadar hataları olsa da, merkezi yarı-otomatik software update'lerinin gayet süper olduklarını kabullenmek lazım.
4. Her ne kadar kimsenin okumayacağını bilsek de, saçmasapan blog postları yazmaktan kaçınmamak lazım, belki bi gün bir işe yararlar. (Aslında blog postlarının yazılmaya değer olmaları işe yarama olasılıkları ve harcanan zamana bağlı bir fonksiyon olarak ifade edilebilir, hatta işe yarama olasılıkları ve üzerlerinde harcanan zaman birbirine bağlıysa ideal derecede yazılmaya değer blog postları oluşturulabilir [Bu arada, blog postunu yazmadan onun işe yarama olasılığı ve üzerinde harcanan zaman tespit edilebilir mi ki?])
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Google Chrome OS??!?!?!?!?!?!?!
Resmi google blogu öyle diyor, bugün 1 nisan da değil. Microsoftun feci halde tırsması gerekmekte diyorum.
http://googleblog.blogspot.com/2009/07/introducing-google-chrome-os.html
http://googleblog.blogspot.com/2009/07/introducing-google-chrome-os.html
2 Temmuz 2009 Perşembe
Kulaklık sorunu
10 gün kadar önce sennheiser pmx40 kulaklığım kablo temassızlığı sonucu ölmüş, onu garantiye gönderip bekleyeceğimiz süre içinde geçici olarak kullanmak amacıyla minik philips she2610 kulaklıklardan almıştım. Şu anda söylüyorum ki, almaz olaymışım. Bu modeli, şimdiye kadar rastladığım en rahatsız kulaklık ilan ediyorum. 1 saat müzik(alestorm) dinleme esnasında defalarca az miktarda kulak ağrıttı(30 saniye falan kulaklıklardan birini çıkarınca geçen cinsten) ardından da bütün gün sağ kulağım ağrıdı.Çok ancak dandik ses veren bu kulaklıklar, ipod'un yanında gelen default kulaklıklardan da, ortalıkta 5-10 liraya bulunabilecek kulaklıklardan da daha rahatsız(ses kalitesine gelirsek, apple'dan pek farkı yok, 5-10 liralık kulaklıklardan biraz daha iyi). Peh!
30 Haziran 2009 Salı
Ruby ile saçmalamak
Ruby'de bir sınıf tanımlarken onun superclassı olan kısımda sadece bir class adı değil, herhangi bir expression kullanabiliyoruz. Sonuçta, uykulu bir şekilde şu saçmalamayı çıkarabiliyorum;
class A < ObjectSpace.each_object(Class).to_a.sort{rand}[0]; end"Bu ne yapmakta?" denirse, şöyle cevap vermemiz mantıklı olur; "Ortalıkta tanımlanmış sınıflardan random birini alıp ondan bir sınıf türetiyor.". Ardından da "E peki ne işimize yarayacak bu saçmalık?" sorusunun gelmesini bekleriz ve ona verecek bir cevabımız olmaz, teist geleneklerine uyarak kıvırırız. Hatta Serdar Ortaç'tan alıntı yapacak olursak(o kadar mı düştüm ya?) "Binlerce dansöz var" diyebiliriz.
Labels:
ruby,
saçmalama,
saçmalık,
serdar ortaç
26 Haziran 2009 Cuma
Michael Jackson ölmüş?
Kendisi son 15 yıldır falan zombi gibi dolaşınca ben bir süredir onun cidden zombi olduğunu(Thriller geldi aklıma :) ve ölmeyeceğini düşünüyodum ama öldü. Elvis'e selam söylesin ne diyelim. Ayrıca kendisi anısına 25 haziran'ın moonwalk günü olması ve fanlarının toplanıp moonwalk yapmasını önerebilirim.
Labels:
elvis,
michael jackson,
mj,
moonwalk,
zombi
21 Haziran 2009 Pazar
Olimpiyat sorusu falan - bi başkası
Olimpiyat kampındayken kod yazma dışında pek ilgi çekici bişey olmadığı için blog da gayet boş kalabiliyor. Arada sırada yaptığım çözümleri beğenirsem yolluyorum işte. Şurada USACO training şeyindeki numtri sorusunun çözümü;
Bu da yine aynı yerden frac1 sorusu;
/*
ID: kuzux921
PROG: numtri
LANG: C++
*/
#include <fstream>
#include <vector>
#include <algorithm>
using namespace std;
int main(){
ofstream out ("numtri.out");
ifstream in ("numtri.in");
int rows; in >> rows;
vector < vector<int> > triangle;
for(int i=0;i<rows;i++){
vector<int> tmp;
triangle.push_back(tmp);
for(int j=0;j<=i;j++){
int n; in >> n;
triangle[i].push_back(n);
}
}
for(int i=triangle.size()-2;i>=0;i--){
for(int j=0;j<=i;j++){
triangle[i][j] += max(triangle[i+1][j],triangle[i+1][j+1]);
}
}
out << triangle[0][0] << endl;
return 0;
}
Bu da yine aynı yerden frac1 sorusu;
/*
ID: kuzux921
PROG: frac1
LANG: C++
*/
#include <fstream>
#include <vector>
#include <algorithm>
using namespace std;
struct Fraction{
int num;
int den;
};
inline double value(const Fraction& frac){
return ((double)frac.num)/((double)frac.den);
}
void search(int limit, vector< vector<bool> > matrix, vector<Fraction>& res){
Fraction def; def.den = def.num = 1;
res.push_back(def);
def.num = 0;
res.push_back(def);
for(int i=2;i<=limit;i++){
for(int j=1;j<i;j++){
if(!matrix[i][j]) continue;
Fraction tmp;
tmp.num = j;
tmp.den = i;
res.push_back(tmp);
for(int k=2;k<=limit/i;k++){
matrix[i*k][j*k] = false;
}
}
}
}
bool sortr(const Fraction& f1, const Fraction& f2){
return value(f1) < value(f2);
}
int main(){
ofstream out ("frac1.out");
ifstream in ("frac1.in");
int limit; in >> limit;
vector<Fraction> res;
vector< vector<bool> > matrix;
matrix.resize(limit+1);
for(int i=2;i<=limit;i++){
matrix[i].resize(i+1);
for(int j=1;j<i;j++){
matrix[i][j] = true;
}
}
search(limit,matrix,res);
sort(res.begin(),res.end(),sortr);
for(unsigned int i=0;i<res.size();i++) out << res[i].num << "/" << res[i].den << endl;
return 0;
}
17 Haziran 2009 Çarşamba
Olimpiyat sorusu falan
Olimpiyatta çözmeye çalıştığımız bi soru. Bir kümeyi(1..N şeklinde) öyle iki parçaya ayıracaz ki o iki parçanın elemanlarının toplamları eşit olsun. Çözüm güzel oldu, yollayayım dedim. Kimse çözemeyince çözümü anlatan ermana teşekkür etmekteyiz buradan.
#include#include using namespace std; int main(){ int N = 42; int top = N*(N+1)/4; vector< vector > dyn; for(int i=0;i<=top;i++){ vector temp; dyn.push_back(temp); for(int j=0;j<=N;j++) dyn[i].push_back(0); } dyn[0][0] = 1; for(int i=1;i<=N;i++){ for(int j=0;j<=top;j++){ dyn[j][i] = dyn[j][i-1]; } for(int j=0;j<=top;j++){ if(i+j<=top) dyn[j+i][i] += dyn[j][i-1]; } } int res = dyn[top-1][N] / 2; cout << res << endl; return 0; }
13 Haziran 2009 Cumartesi
Alternatif Maykrozort kampanyaları
http://www.browserforthebetter.com adresinde, Maykrozort ie8 için ilginç bir download kampanyası başlatmış. Her ie8 downloadu için Amerika'daki açları doyuran bir kampanyaya 8 yemek bağışlayacaklarmış. Ancak maksimum 1milyon dolar bağışlayacaklarmış, o halde neden böyle bir reklam kampanyası yaparlar ki? IE yi indirtmek için başka yolları kalmadı demek ki, duygu sömürüsüne başlıyorlar. Ben de dedim ki, daha iyi fikirler de olabilir aslında indirtmek için.
Mesela siteye böyle şirin bir kedi resmi koyup, "eğer indirmezseniz bu kediyi öldürürüz!" diyebilirler. Veya kullanıcının girdiği ülkenin çoğunlukta olduğu dine göre sloganlar kullanabilirler. "Jesus loves IE", "Mübarek tarayıcı" falan gibi.
Tabi aslında bunun çok daha kolay bir yolu da var, bütün windose kullanıcılarına hiç sormadan otomatik olarak ie8 yükletmek mesela.
Mesela siteye böyle şirin bir kedi resmi koyup, "eğer indirmezseniz bu kediyi öldürürüz!" diyebilirler. Veya kullanıcının girdiği ülkenin çoğunlukta olduğu dine göre sloganlar kullanabilirler. "Jesus loves IE", "Mübarek tarayıcı" falan gibi.
Tabi aslında bunun çok daha kolay bir yolu da var, bütün windose kullanıcılarına hiç sormadan otomatik olarak ie8 yükletmek mesela.
9 Haziran 2009 Salı
goto php_sucks_more;
PHP, 5.3 sürümünden itibaren goto destekleyecekmiş. Zaten noobların sıkça tercih ettiği bir dil olduğunu ve php ile yazılmış kodların ~%90'ının berbat durumda olduğunu düşünürsek, fena bir fikir değil aslında. Nasıl c#'ta gotonun varlığına anlam verememekteysem, buna da genel olarak anlam veremiyorum. Bu arada, Dijkstra "goto considered harmful" u yayınlayalı 41 sene olmuş, hala goto. Belki 42 de bırakırlar :)
8 Haziran 2009 Pazartesi
RTE'den özlü sözler
"Ben sana ’Sayın’ diyorum. Sen de bana "Sen" ya da ’Siz’ diyemezsin", 7 Haziran 2009, RTE
"Ananı da al git lan!", 11 Şubat 2006, RTE
Bunları birleştirelim;
"Lan deme lan babam kızıyo lan!", İleriki bir tarih, RTE
Sonrasında;
"Çeteler yargının içine sıçmış", 22 Ağustos 2007, RTE
Bunu ilk cümleyle birleştirmeye çalışalım;
"Küfretme yarraam(burası vurgulu söylenecek) aile var", t zamanı, RTE
"Ananı da al git lan!", 11 Şubat 2006, RTE
Bunları birleştirelim;
"Lan deme lan babam kızıyo lan!", İleriki bir tarih, RTE
Sonrasında;
"Çeteler yargının içine sıçmış", 22 Ağustos 2007, RTE
Bunu ilk cümleyle birleştirmeye çalışalım;
"Küfretme yarraam(burası vurgulu söylenecek) aile var", t zamanı, RTE
4 Haziran 2009 Perşembe
Google Squared
Google Squared, Google'ın bugün ortaya çıkardığı bir yenilik, yakın zamanda Bing(*sigh*) ve Wolfram|Alpha(*facepalm*) gibi çeşitli sözde "Google Killer"ların ortaya çıkmasıyla yakın zamanda olması tesadüf müdür bilemem, ama buna laf edemiyorum. FUSSİKTİR!! BABA NASIL YAPTINIZ LAN BUNU!! demek istiyorum sadece. Gerçi beta, sorunları var gibi ama hem Bing'den hem de WolframAlpha'dan daha az sorunlu diyorum.
Ayrıca karşılaştıralım, hiç haber vermeden çatırt diye böyle çıkarmak mı daha iyi, yoksa WolframAlpha gibi çıkmadan önce götünü yörüngeye oturtup kendini öve öve arama işinde "Silver Bullet" ilan etmek mi?
Bu arada, biraz daha detaylı bilgican için; http://radar.oreilly.com/2009/06/google-squared-is-an-exponenti.html diyip kaçıyorum.
Ayrıca karşılaştıralım, hiç haber vermeden çatırt diye böyle çıkarmak mı daha iyi, yoksa WolframAlpha gibi çıkmadan önce götünü yörüngeye oturtup kendini öve öve arama işinde "Silver Bullet" ilan etmek mi?
Bu arada, biraz daha detaylı bilgican için; http://radar.oreilly.com/2009/06/google-squared-is-an-exponenti.html diyip kaçıyorum.
Labels:
budur,
fussiktir,
google,
google squared,
yok artık
2 Haziran 2009 Salı
Ruby ile 15 dakikada Scheme interpreterı?
Geleneksel RoR örneğidir 15 dakikada blog yapımı, hatta benim onu geliştirip "generator scriptlerinin çalışma süresi hariç 3.5 dakikada blog yapımı" haline getirmişliğim de vardır. Buradaki arkadaş da ruby ve treetop parser kütüphanesini kullanarak böyle bir sığırlık yapıyor. Gerçi ortaya çıkan scheme in R5RS veya daha bilimum Scheme standardıyla pek alakalı olmuyor ve daha bir sürü zıbıdık tanımlanması gerekiyor. Tabi 15 dakikada ancak bu kadar olur, gayet iyi diyorum ben. Neyse vidyocan da şöyle:
O değil de, bu sınav clusterfuckından dolayı saçmalayamıyorum ya, olmuyor bir türlü. Ayrıca biterken kafamda aynı anda hem Status Quo - Whatever You Want hem de Deep Purple - Pictures of Home çalmaktaydı, böyle bir biri giriyor bir diğeri kafa da allak bullak oluyor.
Scheme interpreter in 15 minutes from James Coglan on Vimeo.
O değil de, bu sınav clusterfuckından dolayı saçmalayamıyorum ya, olmuyor bir türlü. Ayrıca biterken kafamda aynı anda hem Status Quo - Whatever You Want hem de Deep Purple - Pictures of Home çalmaktaydı, böyle bir biri giriyor bir diğeri kafa da allak bullak oluyor.
1 Haziran 2009 Pazartesi
Clusterfuck
4 gün içine 1 matematik, 1 geometri, 1 fizik, 1 kimya, 2 biyoloji sınavı sıkışınca bu durum clusterfuck kategorisine gayet güzel şekilde girebilmekte. Bu arada blog mlog hak getire diyoruz, ortalıktan çekiliyoruz.
Biterken kafamda Meat Loaf - Rock&Roll Dreams Come True çalmaktaydı.
Biterken kafamda Meat Loaf - Rock&Roll Dreams Come True çalmaktaydı.
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Bespin
Bespin, Mozilla Labs'in daha fırından yeni çıkmış, hatta sürüm numarasına bakarsak daha tam çıkmamış, güzide bir ürünü. bespin.mozilla.com adresinde bulunabilmekte. Bu şey ne derseniz, komple Javascript ile yazılmış text editörü. E tamam başkası da var bunlardan, zibilyon tane JS ile yazılmış kimi kıçıkırık, kimi o kadar değil WYSIWYG editörcan var, bunun ne farkı var? Bunun farkı şöyle; hızlı, baya hızlı, hatta diğerlerine kıyasla hayvan gibi hızlı. Sebebi ne dersek, standart browser kontrolleri yerine HTML canvas tagını kullanmakta olması. Doğrudan low-level drawing API'lar ile kendilerine oldukça hızlı bir widget set geliştirip onunla yazmışlar, iyi yardırmışlar. Dediğim gibi, oldukça hızlı ancak çok minik bir sürümde henüz, daha çok yolu var kendisinin. Benim her editörde olmasını beklediğim "temel özellikler" arasında eksiklikleri var(Brace matching, code folding, daha fazla dil için syntax highlighting, symbol list ve vim mode, özellikle vim mode :). Bir göz atmakta, sonrasında da takip etmekte fayda olabilir.
Biterken kafamda Pink Floyd - Sheep çalmaktaydı.
Biterken kafamda Pink Floyd - Sheep çalmaktaydı.
Labels:
bespin,
canvas,
javascript,
mozilla,
text editor,
yok artık
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Havlu Günü
Havlu Günü, Otostopçunun Galaksi Rehberi fanları tarafından 2001'den beri her yıl 25 mayıs'ta kutlanan bir gündür. Dolayısıyla hepimizin havlu günü kutlu olsun. 25 mayıs, Douglas Adams'ın ölüm yıldönümünden 2 hafta sonrasıdır. Bunun seçilme sebebi yoktur, otostopçu geleneğine uyularak bir miktar rasgele bir seçim yapılmıştır. Bu günde kutlama olarak, havlunun her an her işe yarayabileceği fikrini pekiştirmek amaçlı sürekli etrafta havlu taşınır. Bugün de bunu yaptım ve okulda bütün gün havluyla dolaştım. Çoğunluk o kadar da anormal karşılamadı, böyle gayet sakin bir şekilde havlu omzumda etrafta dolaşıyodum. Yanımda Birand da vardı benzer durumda. Gayet de memnunum böyle geçirdiğimden, gerçi çok işe yaramadı havlu, eğer Beşiktaş dün şampiyonluğunu ilan etseydi, bahçede havluyu mendil gibi kullanarak halay çekecektik. Veya bugünkü edebiyat sınavı sürpriz bir şekilde 3 değil de 2. saatte olmasaydı havluya kopya yazacaktık, ama olmadı, sağlık olsun.
Biterken Ramadan - Tarzına Kurban çalmaktaydı.
Biterken Ramadan - Tarzına Kurban çalmaktaydı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
