18 Nisan 2009 Cumartesi

Canım Acıyor - Ataol Behramoğlu

Bugünkü Cumhuriyet'ten

Kelimelerin yetmediği anlardan biri daha.
Can acır mı?
Demek ki acıyor.
Az önce tuşladığım telefonda karşıma çıkan genç kız "Türkan Saylan'ın telefonu" dedi.
Konuşmak istediğimi söylediğimde, "serum veriliyor şimdi, dinleniyor" diye yanıtladı, "mesajınız varsa iletelim"
Üstüne basarak tekrarladım:
"Canım acıyor..." dediğimi söyleyin.. "Canım acıyor..."
Canım acıyor, evet.
Şimdi de ağlamak istiyorum.
Öfkeden, kederden, utanmazlığın ve pervasızlığın ulaştığı düzeysizlik karşısında duyduğum nefretten, tiksintiden ve çaresizlikten
***
Ne yapalım?
Sokaklara çıkıp haykıralım mı?
Türkan Saylan'ın evinde polis ne arıyor?
Amacınız ne?
Bir aydın, bir hekim, bir yurtsever; sözcüğün en saf, en temiz, en ışık dolu anlamıyla bir insan!
Evinde ne arıyorsunuz?
Orada ne bulacağınızı sanıyorsunuz?
Türkan Saylan'ın ve başkanı olduğu derneğin eşsiz çabalarıyla öğrenimlerini sürdürmelerine destek olunan on binlerce genç insanın adlarının kayıtlı olduğu disketlere neden el koydunuz?
Yoksa onları da, babalarının zengin tanıdıkları olmadığı, bu nedenle de Amerika'da öğrenim görme olanakları bulunmadığı için, potansiyel Ergenekon sanığı mı sayıyorsunuz?
Kastınız ne?
Suskun, korkak, kimliksiz, vicdansız, ahlaksız, eğitimsiz bir toplum yaratmak mı?
Yoksa, kelimeler gibi sabrın da tükendiği bir yerde, önüne sizi de katıp sürükleyecek bir toplumsal fırtınaya mı yol açmak?
***
Salı günü üniversitedeki odamda başladığım yazıya, kaldığım yerden, bugün (perşembe) gazetede deva ediyorum. Gazetelerde Tijen Mergen'in hücre izlenimlerini utançla okudum.
Bunları yazdığım sırada değerlii öğretim üyeleri, ülkemizin yüz akı aydınlar, İnönü Üniversitesinin dostluğuyla övündüğüm eski rektörü ve bence bu üniversitenin gerçek yaratıcısı profesör Fatih Hilmioğlu, sevgili yazarımız Erol Manisalı da bu hücrelerdeler.
Balbay F tipi odasında bir buçukuncu ayında.
Aşağıda, gazetemizin girişinde, her zamankinden daha büyük ve öfkeli bir topluluk var.
Öfkelerini sloganlarla dile getiriyorlar.
Adaletsizlik bir yere kadar sürer ve sabırlar taşar.
Tek tek insanların ve bütün bir toplumun sabrıyla, vicdanıyla, sağduyusuyla, adalet duygusuyla oynamanın bir sınırı vardır.
Bu sınır, insanların canının acıdığı bir yerdir.
Toplumsal vicdandır.
İnsanlığın birikimleridir.
Evrensel adalet duygusudur.
En temel insanlık değerleridir.
Ben şimdi, "darbe" önleme bahanesi ile bütün bu değerleri hiçe sayarak, ayaklar altına alarak ülkeyi cehenneme çeviren asıl darbecilere sesleniyorum:
Gelin, benim bilgisayarlarıma da el koyun.
Şiirlerimi, yazılarımı, yirmili yaşlarımdan beri tuttuğum günlüklerimi, notlarla dolu dosyalarımı, yazışmalarımı, kimileri kitaplaşmış arkadaş ve yazar mektuplarını, müsveddelerimi, taslaklarımı, haramiler gibi çuvallara doldurup sırtlayarak emniyet müdürlüklerinizin, karakollarınızın mahzenlerine, bodrumlarına taşıyın.
Yaşamım boyunca okuyup biriktirdiğim, üzerlerinde göz nurum, notlarım olan binlerce kitabıma da el koymnak için birkaç TIR'la gelin.
Daha sonra bunların hepsini çöpe atar ya da alanlarda yaktırırsınız. Çünkü sizin kafanızdaki ve ruhunuzdaki Türkiye'ye yaraşacak olan budur.
Gelin, bekliyorum!
Gelin, çünkü canım acıyor!
Gelin, çünkü canınızı acıtacak sözleri yüzlerinize karşı da söylemek için sabırsızlanıyorum!
Sizlerin ve sizlerle birlikte de bütün o kimliksiz, kişiliksiz, korkak, kaypak, yüzsüz, utanmaz, haysiyetsiz, işbirlikçi takımının!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder